Glutton Berserker - Bölüm 176
Bölüm 176 – Karşılaşma ve Kutsama
Kairos, Myne’la birlikte karşısına çıkmamı görünce şaşırdı.
[Ne oldu sana? Neden böyle perişan görünüyorsun?]
[Azgın bir kaplan bana çarptı da.]
[Öyle mi? Vay be, epey azgın bir kaplanmış.]
Myne kötü bir ruh hâlindeydi. Onu uyandırana kadar başında bekledim. Ama görünüşe göre bakışlarımı hissetti ve uyandı. Uyurken yüzünü gördüğüm için utandı, ardından zıplayıp beni ısırdı.
[Uykumdayken bana saldırmaya mı kalktın, ne kurnaz adammışsın.]
[Fate! Sen…]
[Hayır, yapmadım! İftira bu! Sadece uyandırmaya çalışıyordum.]
[Eh… herkes öyle der zaten.]
[Mikuria-san, sen de mi…]
İkiniz de, sırf Myne’ı uyandırmaya gittim diye beni suçluyorsunuz ha? Nasıl yaparsınız bunu?
Myne gerçekten uyandırılmaktan nefret ediyor olmalı ki, ondan hafifçe Wrath becerisinin sızdığını hissedebiliyordum.
[Tamam, şakayı keselim artık. Yola çıkmamız gerek. Hazırlıklar tamam mı?]
[ [ Evet ] ]
Kairos başını salladı. Ardından arkasındaki duvara dayalı duran kara kılıcı aldı.
[Nihayet gidiyor muyuz? Çok beklettiniz.]
[Benim hatam. Son zamanlarda pek alışıldık gibi olmuyor işler. Her şey Fate sayesinde. Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Demek ki aklım fazla “kalan zamanım”a takılmış.]
[Sen… hâlâ aynı korkunç adamsın. Hiç değişmemişsin.]
Kairos buna rağmen mutlu görünüyordu.
[Pekâlâ, hadi gidelim. Mikuria, sonra görüşürüz.]
[Evet. Dikkat edin.]
Mikuria el sallayarak bizi uğurladı.
Odadıktan çıkıp tertemiz beyaz bir koridorda ilerlemeye başladık. Yol boyunca kimseyle karşılaşmadık.
[Aslında bu tesiste pek araştırmacı yok. Çoğu Mikuria gibi odasına kapanıp araştırmasına gömülüyor. Böyle koridorda iki araştırmacının karşılaşması çok nadirdir.]
Kairos’a göre tesis, araştırmacıların yaşam şartlarını korumak ve güvenliklerini sağlamak için otomatik sistemlerle donatılmıştı.
Kirli kıyafetlerimin aniden temizlenmesinin nedeni de bu işlevlerden biriydi.
Ama bu kadar kolay gizlice girebilmemiz tamamen Mikuria’nın gözetim sistemini devre dışı bırakmış olmasından kaynaklanıyordu.
[Sana söyleyeyim, bu iş bu kadar kolay görünüyor çünkü içeriden destek alıyoruz.]
[Ya alamasaydık… ne olurdu?]
Bu soruyu duyunca güçlü görünen Kairos bile bir an durdu. Yüzünde korku belirdi.
Ardından geriyi işaret ederek cevapladı.
[Şuna bak. Şu an pasif durumda.]
[Bronz heykel mi?]
[O sadece heykel değil! Bir makine. Şüpheli birini algıladığında hemen saldıran mekanik kuklalar. Asıl sorun, birini uyandırırsan arkası kesilmez. Ve ruhları da yok, yani Gluttony becerisiyle onları yiyemezsin.]
[Çünkü tatmin etmiyor, değil mi?]
[Aynen öyle! O yüzden onları asla uyandırmamak en iyisi.]
Mikuria’nın belirlediği rotayı takip ederek ilerledik.
Sonraki durağımız motor odasıydı. Sistemin kilidini Greed açtı. Dışarıdan kaba saba görünebilir ama aslında böyle şeyleri de yapabiliyor.
Başkentteki askeri bölgedeki tesise gizlice girdiğimde de aynı şeyi yapmıştı.
[Şimdi ne yapıyoruz?]
Kairos, yönlendirme bende olduğu için bana sordu.
Taşınabilir kat planına göre, motor odası her kata elektrik ve iklimlendirme sağlıyordu.
Yani… yine mi aynı şey? Garip bir dejavu hissine kapıldım.
[Görünüşe göre yer altı katına buradaki havalandırma şaftından gireceğiz. Görünüşe bakılırsa Mikuria-san oraya normal bir yol açamamış.]
[Eh tabii. Zaten içinde ne olduğunu bile bilmiyordu.]
Belirtilen şaftın kapağını kaldırdım.
[Ugh… içerisi biraz tozlu. Daha yeni duş almıştım.]
[Gerçekten öyle. Myne, bu kez seni sırtımda taşıyamam.]
[…..geri dönüyorum.]
Bunu deyip Mikuria’nın odasına doğru yürüdü.
Kairos hemen önünü kesti.
[Hey sen, bekle! Ya verdiğin söz?]
[Myne… gidecek.]
[Sadece şaka yapıyorum. Biliyorum. Söz tutulmalı.]
Şaftın içinde devasa fanların ağır sesi yankılanıyordu.
Dışarıdan içeriye hava sirkülasyonu sağlayan bu fanlar, yer altı katına da bağlıydı.
[Fate bu işe bayağı alışkın görünüyor.]
[Ahahah… Geçmişte benzerini yapmıştım.]
[Rehber olarak iyi bir seçim yaptım yani.]
Omzuma hafifçe vurup beni öne itti.
Myne arkamdan, Kairos ise en son girdi.
[Sizce burası biraz soğumuyor mu?]
[Soğuk…]
[Evet, dikkat edin. Greed, şu an sıcaklık ne durumda?]
[Kılıcı bayağı hoyrat kullanıyorsun ha. Sıcaklık eksi 10 derece. Aşağı indikçe daha da soğuyor. Böyle devam ederseniz dişleriniz takırdamaya başlar.]
[Tahmin etmiştim. Hadi hızlanalım.]
Ses çıkarmamaya dikkat ederek biraz daha tempolu ilerledik.
Sonunda bir çıkmaza ulaştığımızda, soğuktan nefesimiz görünür hâle gelmişti.
Keşke kışlık kıyafetim olsaydı. Vücudumu sıcak tutmak için koşuyordum. Durursam soğuk hemen içime işleyecekti.
[Burada ne saklıyorlar? Çok aşırı değil ama bu sıcaklıkta çoğu canlı uzun süre dayanamaz.]
[Çok soğuk.]
[Kat planındaki işaretli yer hemen şu köşenin ardında.]
Hedefimiz tam önümüzdeki menfezin ötesindeydi.
Büyük kılıcımla menfezi sessizce kestim.
[Fena değil. Hâlâ biraz pürüz var ama savaşlarla epey yoğrulduğun belli.]
[İlk defa kılıç tekniğim için övgü alıyorum.]
[Sanırım öğretmenin çok sıkı biriydi, değil mi?]
[Sanırım öyle…]
Birçok kişiyi öğretmenim sayabilirim ama Aaron kesinlikle en başta gelir.
Ve gerçekten de hepsi çok sıkıydı.
Özellikle Myne ve Eris. O ikisi olağanüstü derecede sertti. Yorgunluktan bayılacak hâle geldiğimde bana alaycı bir şekilde [Paçavra Fate] derlerdi.
[Ne?]
O cehennem gibi eğitim günlerini hatırlayınca, istemsizce gözüm o iblis hocalardan birine kaydı.
Ama sanırım şu anki Myne, aklımdan geçenleri bilmiyordu.
Başını yana eğerek sorgular gibi baktı, sonra da beni öne doğru itti.
[Çabuk. İtmek zorunda bırakma.]
[Tamam, biliyorum. Hadi bakalım.]
Etrafta kimse olmadığından emin olduktan sonra menfezden dışarı atladım.
Ve ilk gördüğüm şey… daha doğrusu etrafa dağılmış olan şeyler, bedenimi olduğundan da soğuk hissettirdi.
Her yerde donmuş insan kolları ve bacakları saçılmıştı.
O parçaların insanlara ait olduğundan şüphem kalmadı.
O an Myne konuştu, sanki düşüncemi doğrularcasına.
[Kalan yemek.]
[İkiniz de, önünüze bakın.]
Ne… bu da neyin nesi…?
Bir makine meleği mi? Hayır.
Sanki birkaç makine meleği eritilmiş ve büyük bir sümüksü kütle hâline yoğrulmuş gibiydi.
Bu aşırı soğukta bile donmadan varlığını sürdürebiliyordu.
Boko, bokoboko… boko…
Dikkatle bakınca, sayısız yüz ve uzuv çıkıntı hâlinde görünüyordu.
İçinde insanlar da vardı. Acaba makine meleklerinin çekirdeği mi olmuşlardı?
Hayır… öyle değildi. Bu çok daha çarpık bir şeydi.
Hâlâ insanların çığlıkları içeriden duyuluyordu.
Myne’in geri çekildiğini fark ettim.
[Myne?]
Adını seslendim ama cevap vermedi.
Bunun yerine, o kütleye karışmış bireylerden biri tepki verdi.
Kaynağa baktığımda, gözlerinden yaşlar süzülen bir çift gözle karşılaştım.
[My…ne, sonunda… geldin.]